
“Bi çeşit de sen getir”
“Ne getiriyo la bunlar? N’oluyo burda? Organize suç örgütü gibi ne bu ağızlar?” diye düşünürken, diyaloğun devamında uyandım mevzuya. “Tabi şekerim, onun için soruyorum zaten. Tatlı mı getireyim tuzlu mu?” diyince, hala sığ sularda olduğumu anlayıp, derin bir oh çektim.
K1, tertip edeceği gün için K2′den yardım istiyormuş meğer. (Kadınları, hayatımda kayda değer bir önem kazanana kadar numaralarla anmaya karar verdim. Kafam şişti “Ayşe”den, “Fatma”dan, “Gülbin”den…)
Gün sırası K1′deymiş de, K2 de bi çeşit yemek yapıp getircekmiş. Bak bak bak… Hayır bir insan evladı diğer bir insan evladına “Bi çeşit de sen getir” diyor, diğer insan evladının tek sorusu “tatlı mı tuzlu mu?” oluyor. Diyelim ki tuzlu a.k. N’olcak? Menemen mi yapıp getircen? Yok ama orda alttan alta “Ben her şeyin en kralını yaparım zaten. Sen sadece bir yemeği tanımlamakta en yetersiz özelliği belirt, gerisine karışma” mesajı var. Zaten en baştaki soruda da “Ben senin yemeklerini çok beğeniyorum. Ayrıca güne gelecek diğer insanlardan daha yakın arkadaşımsın. Bir nevi ev sahibi sayılırsın” kolpasıyla iş kitleme hadisesi vardı.
Hayır bir de benim anlam veremediğim şey, iktisat miktisat okumuş eşek kadar insan evlatlarının, günden medet ummasıdır. Anlıyorum, bir kısım ablalar, altın, döviz gibi değerini koruyacağının garantisi olmamakla birlikte değerini koruduğu varsayılan unsurlar üzerinden, gün hadisesinde kimsenin mağdur edilmediğini sanıyorlar. Onlara lafım yok. Ama sen iktisat mezunu insansın arkadaşım. Sen nasıl yaparsın bunu?
Döviz kuru ve paranın reel satın alma değeri tamamen sabit kalsa bile, gün sıralamasında sonuncu olan ablanın katlandığı bir likidite noksanlığı var. Nerde bunun likidite primi? Hadi dövizin sürekli yükseliş trendinde olduğu dönemlerde kur artışı, kendiliğinden bu likidite primini karşılıyordu. Şimdi öyle bir durum da yok. Siz ne bok yemeye birbirinize poğaça börek gazlıyosunuz ki?
“Bana kalsa hayatta biriktiremem, böyle gün neyim olunca sinerji oluyo, her ay köşeye bir altın atmış oluyorum” cümlesi vardır ki, o da belki “Anlaşılmaz Kadın Diyalogları -2-” olmaya layıktır. Ama ben onu kısmen de olsa anlamlandıramayacağım için, “O zaman sen biraz salaksın” demekle yetineceğim.
Yalnız, bütün bunları yazmaya başlamamın esas sebebine gelirsek, seneye Dünya Kadınlar Günü sırası kimdeyse onunla evlenirim hacı. O zaman iş değişir. Ama onun listesi de gizli tutuluyodur tabi. En iyisi sayısal yine…